YENİ

OSMANLI KÜLTÜRÜ ETÜTLERİ  / Recep Seyhan

Osmanlı Kültürü Etütleri  Yaklaşık 400 sayfa olan kitabın editörlüğünü kitabiyatta otorite bir isim olan Yusuf Turan Günaydın yaptı.  Prof. Mehmet Arslan bir takriz yazdı. Arslan, Osmanlı Kültürünü en iyi bilen bilim adamlarımızdan biriydi. Geçen yıl aramızdan ayrılan bu değerli bilim adamının son çalışmasının bu takriz olacağını  kimse bilemezdi (Allah rahmet eylesin).
Konu başlıkları ele alınırken temel hatlarla yetinilmiş olup ayrıntıya boğulmaktan ve akademik üsluptan kaçınılmıştır. Dolayısıyla bu kitapta nesnel değil öznel bir bakış açısı kullanılmış ve bazı kavramlar gerektikçe yorumlanmıştır. Bu kitapta “Hey gidi Osmanlı!” hamasetinden uzak durulmuş ama bu dönemin ve kültürünün hukuku da gözetilmiştir. (Mesela Öteki Osmanlı Bölümünde adı cinayete karışan, çıkarını devletin önüne alan paşalara, idam edilen sadrazamlara; en çok eleştirilen en çok övülen Sultan Abdülhamid gibi padişahların hatalarına da; Cumhuriyet döneminde Osmanlı’ya bakışa ve bunun psikolojik temellerine de değinilmiştir.

Kitaptan bazı başlıklar: Osmanlı Devletinin Künyesi, Niteliği,  Osmanlı kültürünün Kaynakları,  Birikim Ambarı (hurdeçîn), Medeniyet İzleri (Eşyadaki Kültür), Kutup Adamlar (Bazı Portreler: Osmanlı kültürünü belirleyen/etkileyen adamlar), Renkli Adamlar, Alanında İlkler,  Sosyal Örgütlenmeler, Kayda Değer Bazı Vak’alar, Fitne Hareketleri….Kim Nerede Medfun? Güzel Sanatlar; Öteki Osmanlı, Osmanlı Sonrası, Karıştırılmamalıdır (Birbirine karıştırılan ünlü isimler eserler),   Hüsn-i Hatime… Derkenar: Kelime Çalışmaları (kalıplar, bablar, en çok kullanılan ifadeler, yazışmalar, deyimler, yazı tahtası, kelamıkibar vb,) Kitabiyat (kitaphane,Kütüphaneler, Ünlü Lügatler), Edebî-Tarihî Nükteler, Fıkralık Olaylar; Mutâyebe, (hezliyat, bahname )…

Kitabın İlk Söz‘ü okuma kılavuzu gibi düzenlenmiştir ve kitabın kendisi kadar önemli tutulmuştur. Bu bölümde bu kitabın yazılmasında önemli bir etken olan kayıplarımıza (kaybolan, aşınan-etkisiz kılınan değerler manzumesine) yer verilmiştir.
Kitabımızda kurmaca metin yazarlarını (özellikle roman-hikâye hatta şiir) ve sinemayı ilgilendiren önemli kayıtlar var.
Kitabın arka kapak tanıtım yazısı aşağıdadır:
“Osmanlı kültürü, tarihimizin 600 yılına damgasını vuran ve üç kıtada kendine güçlü bir zemin bulan oldukça zengin bir kültürdür.  Bu kültür, derinliği ölçülemeyen, meçhul fakat keşfedilmesi de gereken bir okyanus gibidir. Bu kitap, sınırlandırılmış bir çerçevede de olsa okuru bu kültürle karşılaştırmayı amaçlıyor. Osmanlı Kültürü Etütleri, bir Osmanlı tarihi olmadığı gibi bir ansiklopedi de değildir; keza Osmanlı Türkçesini öğretmeyi de amaçlamıyor: Kitap, öncelikle; Osmanlı kültürünü merak edenlerin bu ilgilerini karşılamayı; resmî veya özel farklı birimlerde Osmanlı Türkçesi derslerini veren veya alan gayretli insanlara (alt yapı düzleminde) katkı sunmayı; dönemler ve kayıplar arasına köprü kurmayı umuyor.”

 

DEVAMI --››
BİR MUHALİF OLARAK MEHMED AKİF

Sultan Abdülhamid muhalefetinden hareketle
Akif’in Muhalif Duruşuna Psikanalitik bir Yaklaşım Denemesi

Akif’in muhalif duruşu, sözgelimi muktedirlerle anlaşamayışı (özellikle Sultan Abdülhamid’e muhalefeti) üzerinde ayrıntılı durulmamış, bu kısım çabuk atlanmıştır.  “Orayı fazla kurcalamayalım” anlayışı yahut kafamızdaki hazır kalıpların değişme kaygısı; felsefenin, analitik düşünmenin, özgür ve özgün fikir üretiminin de önünde ciddi bir engeldir. Bütün işi konfeksiyon kalıpları savunmak olan cengâverlerimiz var. Bu, düşünce hayatımız için sağlıklı bir şey değil kuşkusuz. Kült adamlar hakkında kalıpların dışında analitik bir düşünce serdederken iki kere düşünüyoruz bu yüzden. Bendeniz de bu yazıyı hazırlarken iki kere düşündüm. Bu kısa çalışmamız Akif’in muhalif tarafına eğilecek ve bu gövdeye yaslı olacaktır. (daha&helliip;)

DEVAMI --››
HAKİKATİ KURMACANIN ZEMİNİNDE ARAYABİLİR MİYİZ? -deneme- R.Seyhan

Hakikat Arayışında Yönelimler ya da  HAKİKATİ KURMACANIN ZEMİNİNDE ARAYABİLİR miyiz?

Kurmacanın zemininde hakikati aramak mümkün mü? Ya da kurmacanın lâmbası ile hakikati ne kadar -ya da onun ne kadarını- arayabiliriz? Hakikat arayışında yönelimler hangi istikameti gösteriyor? Bu çalışmamızda bu sorulara cevap aramaya çalışacağız. Bu zeminde beliren yeni sorularla konuyu  irdelemeyi deneyeceğiz.

Bazen gerçek ile kurmaca arasındaki makasın iyice açıldığına, mesafenin daraldığına, bazen de bu ikisinin iç içe geçtiklerine şahit olmuşuzdur. “Olamaz! İnanılmaz!” dediğimiz durumlar bu cümledendir. O arada zaman da hakikatin yedeğinde sürekli evriliyor. Bunlar olurken kurmaca metinlerin hakikati arama yöntemlerinin de evrilmemesi mümkün değil. Burada bir yönelimden söz etmemiz gerekecek. (daha&helliip;)

DEVAMI --››
HİKÂYESİ BİLİNMEYEN İNSANLARIN ÖYKÜLERİ (ZONGO’NUN DEĞİRMENİ) Şaban Sağlık Prof. Dr*

Edebiyatın saymakla bitmeyen işlevlerinden biri de keşiftir. Bazen tarihin bilinmeyen karanlık dehlizlerine gizlenmiş bazen de özellikle günümüzde hiçbir gözün göremeyeceği bir noktada unutulmuş olan ve keşfedilmeyi bekleyen yığınla hikâye vardır. Hikâyeler anlatılmak için üretilirler. Anlatılmayan hikâyeler, yaşanmış da olsalar, unutulup giderler. Burada da Puşkin’den mülhem şu cümleyi anmak gerekiyor: “Sanat (hikâye) unutturmaz.” (daha&helliip;)

DEVAMI --››
R. SEYHAN İLE ÖYKÜYE DAİR – Sorular: Y. ALPASLAN ÖZDEMİR

RECEP SEYHAN ile ÖYKÜYE DAİR SÖYLEŞİ – Sorular: Yusuf Alpaslan Özdemir (TEMMUZ dergisi/38)

  1. Yaşadığımız toplumun edebiyatla ilişkisini nasıl değerlendirirsiniz, sizce edebiyat, hayatımızın neresinde? İnsan edebiyat bilse ne olur, bilmese ne olur hocam? Edebiyatla ilgilenmeyen onca insan var, ne oluyor onlara sizce?

Edebiyatın toplumun ilgi alanında olduğunu sanmıyorum; dolayısıyla olmayan bir şeyin bir niteliğinden de söz edilemez. Şunu söyleyebilirim: Edebiyat, hayatı ve eşyayı anlama ve onları anlamlandırma çabasıdır. Edebiyat, insanın ve eşyanın fark edilmesidir. James Wood’un “Edebiyat, hayatı daha iyi fark etmemizi sağlar; hayata ilişkin bize pratik yaptırır. Bu da bizi hayatı ve detaylarını daha iyi okuyan biri hâline getirir,” görüşünün merkezinde iki tür okuma var: Kitap ve hayat. (daha&helliip;)

DEVAMI --››
ZONGO’DAN KAZAKÇAYA ÇEVİRİ

Zongo’dan birkaç hikâyenin Kazakçaya çevrileceğini öğrendik. İlk olarak kitaptan “Sinek” adlı hikâye çevrildi. Çeviriyi yapan Moğol asıllı Kazak şair/hikâyeci (engimeci) Suragan Rahmetoğlu’na teşekkür ederim.
SİNEK hikayesinin Kazakça çevirisi (Kril alfabesiyle) aşağıdadır.

РЕЖЕП СЕЙХАН (RECEP SEYHAN)
ШІРКЕЙ
Түн ортасынан ауған шақ. Көшелер жым-жырт,тыныш.Үйде тек екеуіміз ғана.Кейбіреулер терезе әйнегіне,енді біреулері есіктің тұтқасына қоныпты. Ал, бір жарымы төбедегі шамның ламбасында.Тіпті біреулері ызыңдап, айналып ұшып жүр. «Әнеу жерде» деді.Не бар онда? Шіркейлер мыңғырылған! Ол нұсқаған жаққа қарадым. Қабырғада ештеңе жоқ!? Оның көргенін мен көре алмадым. «Барып тынық. Ертемен сәресін ішуге келесің!?» Бөлмені кезіп көп жүрдім. Жатсам ба? Кетсем бе? (daha&helliip;)

DEVAMI --››
SİTEMİZE SİBER SALDIRI

SALDIRI FETÖ’NÜN ADAMLARINDAN MI?

Sitemize 19 ve 26 Ekim tarihlerinde iki kez siber saldırı düzenlendi.
Bendeniz çok “önemli” bir yazar olduğumu sanmıyorum. “Önemli yazar” nasıldır; nasıl önemli yazar olunur onu da bilmiyorum. Böyleyken bir ayda iki kez sitemizin hedef alınmasının tek açıklaması var: Fail FETÖ’nün adamları olabilir mi? Bunu aklımıza getiren somut  bir durum var: EBUCEHİL KARPUZU adlı romanımız FETÖ’nün kripto adamlarından birini anlatıyor. Romanın 2’nci baskısı da tükendi. Her ne kadar romanın ilk iki baskısı okuyucuya tam olarak ulaşmadıysa da üçüncü baskının bu eksikliği kapatacağını umuyoruz.  Konuya dönersek; bu olaydan yılmayacağız. Sitemizi yeniden onararak aktif hâle getiren Yusuf Özşahiner’in gayreti taktirlerin üzerindedir.  Zarkon Savaşları, Kazadan Sonra, Sahaf (Öteki Dünyanın Efendileri), Bahşi Tapınağı Efsanesi gibi bilim kurgu/macera romanlarının yaratıcısı Yusuf Özşahiner sitenin yeniden imarı için gerçekten büyük mücadele verdi. Kendisine teşekkür ediyorum.

DEVAMI --››
Hakemli bir dergide bilimsel bir çalışma: RECEP SEYHAN’IN HİKÂYELERİNDE NESNE-BİREY İLİŞKİLERİ/İsmail Turan

RECEP SEYHAN’IN HİKÂYELERİNDE NESNE VE BİREY İLİŞKİLERİ*[1]

Object-individual relations in Recep Seyhan’s stories
Abstract
Recep Seyhan, who started his writing career in 1979 in the Türk Edebiyatı magazine; He is the author of several books as well as many journal articles and independent works. Our writer, who succeeded in successfully synthesizing the modern story with the traditional story, brings modern interpretations to ancient feelings and ancient tools. For this purpose, a strong staff of the staff who founded Seyhan’in especially at Azazil’in Kapısında and Metal Çubukların Dansı of the story books offer us a large field of study. The aforementioned works are decorated with stories in which Seyhan made ontological observations and examined the relationship between human and object. In our study, we will examine the objects that form the stories in their books and sit in the center of the texts. In the stories, objects that appear to have strong communication with people: mirror and screen, metal bars (knitting shafts), stones, doors, toys and knives. Working from these objects will reveal that the individual and the collective unconscious are projected from the human to the article. (daha&helliip;)

DEVAMI --››
R. SEYHAN İLE KURMACANIN HİKÂYESİ-Zeynep S. Yalçın

Söyleşen: Zeynep Satı YALÇIN -Türk Dili Ocak 2018
Öyküleriyle tanıdığımız Recep Seyhan’la yeni yayınlanan “Bana Hikâye Anlat-ma” adlı psikanalitik-ontolojik tahlil kitabı bağlamında Recep Seyhan öyküsünü ve kurmacanın hikâyesini konuştuk.
– Öncelikle bir tür olarak neden öyküyü seçtiniz hocam? Recep Seyhan’ın öykü anlayışı nasıldır?
Öyküyü seçmem, yetiştiğim çevrenin bana içinden sürekli öyküler akan görüntüler sunması ile ilgilidir. Şöyle: Bir vesile ile değinmiştim; muhteşem bir coğrafyada doğdum. Ruhumun diplerine kazınan ilmekler; Mayıs ayında bile kar yağabilen, rüzgârların varlığımın iliklerine bitimsiz hasretler üfürdüğü bir coğrafyada atıldı. Çiçeklerin, ağaçların ve kuşların bol ve özgür olduğu birçok çocuğun hayal bile edemeyeceği tabiata, görkemli doğal mekânlara mukabil; eprimiş zamanlarda; paçaları çakıldaklı biz çocukların erken gördüğü -bazen görmemesi gereken- yaşanmışlıklara, dokunaklı hayatlara da şahitlik ettim Hulasa, 7, 8 yaşlarında bir çocuğun normal şartlarda  (daha&helliip;)

DEVAMI --››