YAZARLAR BİRLİĞİ ANKARA ŞUBESİNDE RECEP SEYHAN İLE “BİZİM HİKÂYEMİZ”KONUŞULDU

11 Kasım 2017 cumartesi günü saat 13.30’da başlayan Bizim Hikâyemiz adlı program Türkiye Yazarlar Birliği Genel Merkezinde M. Âkif Divanı’nda yapıldı.
Türkiye Yazarlar Birliği Ankara Şubesinin her ay düzenlediği Bizim Hikayemiz’in Kasım 2017 ayı programında Zeynep Sati Yalçın’ın konuğu usta öykücü Recep Seyhan’dı. Seyhan, “Kurmacanın Hikâyesi”ni anlattı.
Zeynep Sati Yalçın’ın, soru-cevap tarzında sunduğu program, öyküleriyle tanıdığımız Recep Seyhan’ın yeni yayınlanan “Bana Hikâye Anlat/ma” adlı psikolojik-ontolojik tahlil kitabı bağlamında Recep Seyhan’ın öyküsünü ve kurmacanın hikâyesini irdeleyen akış içinde gerçekleşti.
Öykü anlayışı sorulan Seyhan, öykü anlayışını dile getirirken, özetle, “Dünya ile anlaşamıyorum, eşyayı yerinde görememek beni huzursuz ediyor, bu çocukluğumdanberi böyle sürüp geldi ve bunu başkalarıyla paylaşma ihtiyacı duyuyorum. Bu benim var oluşumun da sebebi…”  dedi.

Metal Çubukların Dansı adlı kitabındaki öykülerinde nesne ve insan arasındaki ilişkinin insanın insanla olan ilişkisindeki gibi olduğuna değinen Yalçın, tasavvuf kültürümüzdeki, “eşyanın da bir ruhu vardır” felsefesinin yansıması mı olduğu sorusuna ise, Recep Seyhan, insanın diğer varlıklara davranışının onun kişiliğini belirlediğini, insanın eşyaya davranışının diğer insanlara da göstereceği davranış olduğunu söyledi.

Yalçın’ın ifadesine göre, Seyhan’ın, “Bana Hikâye Anlat/ma” adlı yeni kitabı, aynı zamanda kurmacanın da hikâyesidir. Edebiyatımızdaki öykü eleştirisi alanında bir eksikliği gideren, bu alanda çalışma yapacak olanlara da yol açan bir başlangıç olarak görülmelidir.

Önemli ve kapsamlı bir çalışmanın, uzun süren bir emeğin ürünü olan Bana Hikâye Anlat/ma’da ele aldığı varoluşçuluk ve yabancılaşmanın her toplumda görülüp görülmeyeceği ve edebî eserlere nasıl yansıdığı şeklindeki soruya ise Seyhan şöyle cevap verdi: “Varoluşsal problemler ve onun artçısı meseleler yabancılaşma, öteki, başkası, Freud ve talebelerinin bir sorunsalı olan Ben’in ürettiği problemler, Batı’da bir medeniyet krizine bağlı olarak ortaya çıktı. Varlık problemine ilişkin çalışmalar elbette bizde de vardı fakat bu bir medeniyet krizine mebni değildi. Dolayısıyla konunun yabancılaşma boyutu da ortalarda yoktu. Buna ihtiyaç yoktu çünkü. Batı medeniyetinin doğurduğu problemlere karşı düşünce adamlarının açtığı pencerelerden biridir. Yabancılaşma ait olduğun yerden kopuştur. Birçok türü var yabancılaşmanın. Deliliğin kıyılarında dolaşmak da denilebilir.” diyerek edebiyatımızda bu kavramların etkisiyle yazılmış eserlere örnekler verdi.

Toplumcu Gerçekçiler’e, köycülük ve köylücülük yapmak noktasında yaptığı eleştirilerin de sorulduğu söyleşide; Toplumcu Gerçekçiler’in yeterince gerçekçi olmadıklarına, kahramanları yerel ağızla konuşturmanın yanlışlığına vurgu yapan Recep Seyhan, dili kullanmanın  ve unutulmaya yüz tutmuş kelimelerin yeniden can bulmasının önemine de değindi.
Programa Mustafa Everdi, İbrahim Eryiğit, Prof. Hicabi Kırlangıç, Leyla Arsal, belgesel yönetmeni Ömer Erdoğan da hazır bulundu. Program, izleyicilerden gelen soruların Seyhan tarafından cevaplanmasından sonra sona erdi. (Haber Yazarlar Birliği Sitesinden alıntıdır)