DUYGU AKSOY

AZAZİL’İN KAPISINDA

1979’dan itibaren Mavera, Türk Edebiyatı, Yedi İklim, Dergâh ve Hece gibi çeşitli edebiyat ve sanat dergilerinde yazan Recep Seyhan, Türk edebiyatının folklorik kültürü ustaca kullanan, dili titizlikle işleyen öykücülerinden. Yazarın Bilge Kültür Sanat tarafından yayımlanan üçüncü hikâye kitabı “Azazil’in Kapısında” geçtiğimiz ay okuyucusuyla buluştu.

2013 yılında İkinci kitabı “Güneş’in Doğduğu Yerde” ile “Eskader”in “En İyi Hikâye Ödülü”ne layık görülen Recep Seyhan’ın sürekli okuyucuları onun gizliden parlayan bir hikâyeci olduğunu bilirler. Çok göz önünde olmadan uzun birikimler sonucu çıkardığı az sayıda kitapları onlarca öykü kitabı varmış gibi bir yoğunluk hissettirir. Onun hikâyelerinde her parça bir bütündür ve her bütün parçaların muhteşem uyumuyla bir araya gelir.

“Azazil’in Kapısında” için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Toplam 10 öyküden oluşan kitapta öykülerin her biri yazarın nihai gayesine hizmette kusur etmeksizin yerlerini almış. “Hunfes’in Topakları” ve “Azazil’in Kapısında” adlı hikâyelerde karşımıza çıkan mitsel kavramlar ve felsefik sorularsa kitabın okuma titizliği isteyen bir derinliğe sahip olduğunu haber veriyor. Bu hikâyelerde yazarın imgelemiyle gerçek olayların birleşerek hakikate dair va’zetmeyen bir söyleme ulaşması söz konusu.

Nesnel zamanın karşısına sıklıkla içsel zamanın yaşantılarını koyan Seyhan, öykülerini postmodern anlatının unsurlarıyla zenginleştiriyor. İsimlerin arka planda kalması, hikâyelerin sonunun mutlak olmayışı, üstkurgu gibi unsurlar hikâyelerini postmodern öyküye daha da yakınlaştırmış.

Gelenekselle modernin iç içe geçtiği, sûretle asıl’ın sürekli yer değiştirdiği, eski nesil ve yeni nesil arasında kopmaya yüz tutan dilin yeniden kurulduğu, sistemle kavgalı fakat insanla uzlaşan öykülerden oluşmuş bir kitap “Azazil’in Kapısında”. Yazar geleneksel hikâye tadını modern öyküdeki imgesel zenginlikle birleştirerek eşsiz bir edebi kıvama ulaşmış diyebiliriz.

Recep Seyhan hikâyelerinde insanın içe dönüşlerini, bilinçdışının sembollerle örülü dünyasını, varlığın eşyayla kurduğu ilişkileri ustalıkla dile getirmeyi başarmış. Örneğin “Benim oyuncaklarım” adlı hikâyede oyuncaklar üzerinden kurduğu sembolizmle bilinmezliğin ardındaki kapıyı zorlayan insanların hikâyesini anlatıyor Seyhan. Oyuncak metaforuyla kayıplara ve kavuşmalara dair hayatın hülasasını somut bir biçimde okuyucuya hediye ediyor. Aynı şekilde “Çakı” adlı hikâyesinde düğün metaforu üzerinden sahtelikler üzerine inşa edilmiş formal hayat eleştirisi sunuyor bize. Bu bahsettiğimiz öyküler yazarın, eleştiri ve ironiyi bir anlatım tekniği olarak kullandığını gösteriyor aynı zamanda.
Her hikâyenin farklı bir anlatıcısı olsa da anlatıcıların ortak özellikleri mevcut. Anadolu insanının hüznüne ve bilgeliğine haiz kahramanların diliyle anlatılan öyküler, suça ve pişmanlığa, kaybedip yeniden bulmanın kıymetine, hayatın oluş ve bozuluşunun insan psikolojisi üzerinde bıraktığı derin izlere, maddeye hapsolan ruhun isyanlarına dair. Yer yer gülümseten öykülerin esas mayası ise hüzün.

Babalarına geç kalan oğullar, “çabuk büyüdüm sanki ben” diyen çocuklar, dünya yansa umrunda olmayanlara inat etrafındaki her şeye duyarlı kibar beyefendiler, benlikleri yüksek, özgürlüğünün peşinde gençler, “belki de benim bütün meselem, meçhulü kurcalamaktı” diyerek aşkın olanın peşine düşenler, tekamülün yenile yenile gerçekleşeceğine inanmış, acıyı bile isteye davet eden şair ruhlar, yazarın anlatıcıları olarak karşımıza çıkıyor. Kahramanların bir diğer ortak noktası da yazgılarının ağırlığından kurtulmak istercesine bir teselli arayışları.
Kitabın son öyküsü “Kuşatma”da gözlerini yitiren bir anlatıcının seçilmesi ise manidar. Yazı ve göz ilişkisini düşünürsek yazmanın kaynağına dair sırrı da keşfetmiş oluyor okuyucu bu hikâyede. Yalnız gerçeği görebilirsen yazabilirsin sırrını.

Yazarın dildeki işçiliği de kitabın dikkat çekici unsurlarından. Genç okuyucuların çoğunu ilk defa duyacağı benirlemek, uğunmak, suğmak, evselemek, sokurdanmak vb. az kullanılan sözcükleri öykülerinde yeniden hatırlatan Seyhan, eski dilin tadını günlük konuşmalara ustalıkla yerleştirmiş.

Son olarak Recep Seyhan’ın öykülerinde insan kimliğinin inşasına, aşkın ve içkin olanın bilgisine ve sözel kültüre dair birçok ayrıntı keşfedecek, lûgatınıza yepyeni kelimeler kazandıracak, en önemlisi de geleneksel hikâye ve modern öykü arasındaki zeminde yoğrulan edebi bir lezzet tatmış olacaksınız.


Duygu Aksoy, Azazil’in Kapısında, Türk Edebiyatı Temmuz 2017, sayı 501
Yazarın diğer ilgili alışmaları 
Recep Seyhan ile Azazil’in Kapısında Etrafında (söyleşi): 12 Nisan 2016, edebistan.com