Dünya ile Anlaşmak Mümkün mü? Mutlu Olmak Talep Edilmeli mi? -deneme-

Dünya ile ilişkileriniz nasıl diye sorsak herhalde çoğu insandan iniltilere varan sızlanışlar işitiriz. Dünya ile geçinemez çok insan. Aradaki problem, insanın talepleriyle dünyanın karakterinin birbiriyle çelişmesidir. Üstelik çelişki çok derindir. Mutlu olmak dünya ile uzlaşmaktır bir bakıma, onunla bir sözleşmeden çıkmaktır. Peki, dünya ile uzlaşmak mümkün müdür? Dünyanın sizi çağırdığı yerleri denetlemek şartıyla mümkün olabilir bu bizce.  Peki ama dünya buna razı olur mu; kendini denetlettirir mi? İşte bu zor. Zorluğu şuradan:  “sözleşmeli personel” olarak bulunuyorsunuz dünyada, kadrolu  değilsiniz. Bu gerçeği halk feraseti çok iyi teşhis etmiştir: “Yalan dünya”. Demek ki dünyanın ana karakteri yalan(cı) olmasıdır. Bir yalancı ile uzlaşmak da onu denetleme hakkını elinizde bulundurarak, sınırlı sorumlu bir çerçevede olabilir ancak.

Bana yar olmayan dünyayı ne edeyim mi diyorsunuz? Öyle mi sanıyorsunuz? Siz, bir gün buradan ebediyen ayılırken dünyanın umurunda bile olmayacaksınız. Demek ki insan, dünya ile münasebetlerini önceden belirlemiş olmalıdır. Şu sorulara bakalım bir: Dünya ile nasıl bir ilişki kuracaksınız? Belirlediğiniz ilişki çerçevesi sizin yaratılışınıza, kişisel maceranıza, eğilimlerinize, sahip olduklarınıza ve olacaklarınıza ilişkin imkânlarınızla örtüşüyor mu? Bu yönde bir sağlama yaptığınızda ortaya çıkan nedir?  Amacınız dünyayı talep etmek midir, mutlu olmak mıdır? Mutlu olmak bir amaç olabilir mi? Sorular çoğaltılabilir. Mutlu olmaktan dünyaya sahip olmayı anlıyorsanız onunla hiçbir zaman karşılaşamayacaksınız. Dünyayı mutlu olma mekânı görenler ve bu amaçla yaşayanlar sadece hüsran bulmuşlardır. Bunun sağlamasını yapmak için dünyayı sizden önce boşaltanlara dönüp bakmanız kâfidir.

Bir dostumuz sosyal ortamda paylaşmıştı: “Bayram geliyor. Mutlu olmam gerekirken bir duygu sağanağı bastırdı, gözyaşlarım sel gibi aktı.” diyor ve şöyle soruyordu: “Şu dünyada gerçekten mutlu olan var mı? Gerçekten ne güzel yaşıyorum diyen biri var mı, çok merak ediyorum.” Öncelikle böylesi bir duygu patlamasının rahmet olduğu düşünülmelidir.  Kuşkusuz mutluluğun uğramasına en elverişli zamanlar bayramlardır. Dikkat edildiyse bayramlar, dünya ile ilişkilerin de askıya alındığı zamanlardır; fakat yine de mutluluğu bayramlarla özdeş kılmak yanıltıcı olabilir.  Bayramları, mutlu olmak veya onu yakalamak için ihdas edilmiş günler olarak görenler hayal kırıklığına uğramışlar ve bayramlarda hep mutsuz olmuşlardır. Oysa bayramlar, insani ilişkilerde dünya ile araya mesafe koyarak kendinizle ve eş dostunuzla ilgilenme fırsatlarıdır.

Mutluluk kısa anlardan ibarettir. Hiçbir mutluluk sürekli değildir ve o hiçbir yere uzun süre konaklamaz. Mutluluğun doğası ile dünyanın doğası çakışmaz çünkü. Her ikisi de ayrı tellerden çalarlar. Dünyanın ilgi alanı; fani olanlara, gelip geçenlere, durmadan akanlara, “masiva” karakterli olan şeylere yöneliktir. Bu bağlamda  parasal imkânlarla gelen sevinç mutluluk değildir. Mutluluğu sevinç sananlar geldiğinde onu da kazanç sanabilirler. Oysa sevinçler dünyayı imar ederken (o orada kafa konforunu tapışlarken)  mutluluk insanın ruhunu imar eder.  Bu sebeple mutluluk, sonlu olana, genelgeçer olana, fena bulana, hele bir yalancıya ve onun sunduklarına asla iltifat etmez. Böylesine farklı karakterleri olan iki şeyin iyi geçinmeleri beklenebilir mi?  Demek ki mutlulukla sevinç aynı şey değildir. Somut misal olarak, piyangodan büyük paralar kazanınca mutluluğu yakaladığını düşünenlerin ibretlik akıbetleri ortadadır.  Bu sebeple, dünyadan mutluluk (kâm) alma görecelidir, hele oradan mutluluk devşirme beklentisi boş bir beklentidir. Huzur daha başka şeydir. Huzur daha çok ruhsal yapıyla, dinginlikle, kafa konforuyla  ilgilidir. Mutlulukta huzur vardır, fakat her huzur ortamı mutlulukla eşdeğer olamayabilir. Aksi hâlde donanımlı imkânlara sahip  Huzur Evlerindeki insanlar çok mutlu olmalıydılar. Keloğlan’a sarayın bunaltıcı bir mekân gözükmesi, roman vatandaşları yerleşik binaların, apartmanların mutlu etmemesi de bundandır.

Şimdi soru şu: Mutluluk talep edilmeli mi? Unutulmamalıdır ki mutluluk bir ikramdır ve ikram umulabilir ama talep edilemez, edilmemelidir. Uğrarsa ne âlâ. Mutluluğun peşine düşülmemelidir bizce. Amacı mutlu olmak olan hiç kimse ona ulaşamaz, ulaşamamıştır da. Şu cümleyi hep duyarız: “Mutluluk benim de hakkım (değil mi?). Hayır, mutluluk sizin (önsel olarak) hakkınız değildir. İkram kimsenin hakkı değildir çünkü. İkram, hak değil adı sütünde bir bağıştır. Bu karıştırmamız yüzünden bir türlü mutlulukla karşılaşamıyoruz. Kimi insan da vardır ki sahip olduğu ver(g)iler sebebiyle  mutluluğun kendisine en çok uğradığı kimselerdendir; fakat o, bunun bilincinde  olmadığı için hep mutsuzdur. Bilinçsizlik,  verilere kayıtsızlık ve içi boş meşguliyetlerle bağlantılıdır. Bedbahttır o kimse ki mutluluk uğradığında kendisini ilgisiz ya da meşgul bulmuş ve o da çekip gitmiştir.

Mutluluk dediğiniz şeyin çoğu sizin kendinize verdiklerinizle bağlantılıdır. Kimse kendisinde olmayanı başkasına veremeyeceğine göre mutluluğun size de uğramasını umuyorsanız bazı şeylere sahip olurken, bazılarına hiç sahip olmamalısınız. Mesela kıskançlığa sahip olmalısınız ama aşırı kıskançlığa sahip olmamalısınız. Kendinizi sevme duygusuna sahip olmalı ama her yerde kendinizi öne çıkarak “dünyada sadece ben varım” noktasına ulaşan bir bencilliğe sahip olmamalısınız. Mutluluk gelirken bu alanlarda durumunuzun müsait olup olmadığını yoklar. Müsait değilseniz semtinize yaklaşmaz. Geldiğinde de fazla kalmaz, kısa süre kalır ve gider. Siz işe yaramadığınız için değil, mekânı beğenmediği için değil; gitmesi gerektiği için gider. Karakteri budur çünkü mutluluğun. Sonsuzluktan bir esintidir mutluluk. Sonsuzluğa ilişkin bir karakterin fani ve sonlu alanlarda konaklaması eşyanın tabiatına aykırıdır.  Bu sebeple amacı mutlu olmak olan hiç kimse ona ulaşamaz, ulaşamamıştır, ulaşamayacaktır.

Hiç düşündünüz mü? Mutluluk, en çok hayvanlardan ve çocuklardan  esintiler gönderir. Bu şundan: Mutluluk masumiyet, samimiyet ve merhamet alanlarına uğrar. Mesela merhamet bir köpeğe bile selam verdirir size. Kedilerle ve köpeklerle karşılaşırsanız (hele bir de göz göze gelirseniz) mutlaka selam vermeyi deneyin. Siz samimi iseniz onlar alır merak etmeyin. Bu güzel canlıların bazı ins’ten daha hayırlı olduklarından çok eminim. Kimyasal silahları yok. Konvansiyonel silahlarını da sadece korunma amaçlı kullanıyorlar. Hele sahtekârlık- dolandırıcılık hiç bilmiyorlar. Mesela yiyeceklerin kimyasını bozmuyorlar. Pul bibere boya katmıyor, ete su enjekte etmiyorlar. Bir tek apartman-kuyumcu da soymadılar şimdiye kadar.

Mutluluk, masumiyetimize, samimiyetimize ve merhametimize bakar. Onunla en çok paylaşma anlarında karşılaşmamızın sebebi de bu değil midir?
Recep Seyhan