EBUCEHİL KARPUZU HAKKINDA

Bu projede Neden Yer aldım?
Roman, D&R’da Neden Bulunmuyor?
Romanın Yazılış Hikâyesi

Öncelikle belirtelim romanın 1. baskısı tükenmiş bulunuyor. Okuyucu ancak 2’nci baskıya ulaşabilecek. Bundan da önce romanın yazılış hikâyesi:
15 Temmuz ihaneti herkes gibi beni de derinden etkilemişti. O gece bütün bir tarihimizin en feci ihanetlerinden biri yaşanmıştı. İhanetin faillerinin iç yüzünü az çok biliyordum. İçlerinde de kalmıştım ama “yanımızda olan fakat bizden olmayanlardan biri” etiketi ile “mimli” olduğumun da farkındaydım. Bu birikimi roman olarak yazabilirim diye düşünüyordum. Böyle bir çalışma yapmayı ilk aklıma düşüren de o menfur olaydan dokuz ay önce yaptığım Kırgızistan gezisi oldu. Azazil’in Kapısında adlı öykü kitabımız Kırgızcaya çevrilecekti. Konunun görüşmeleri olmuş ancak anlaşma imzalama noktasına gelmemişti. Hem ayrıntıları görüşürüm hem de bir şey olmasa bile Cengiz Aytmatov’u ziyaret etmiş olurum diye düşündüm.

Kırgızistan’a gittim. Orada gördüklerim beni hayrete düşürdü. Manas Üniversitesi dâhil her yerde Fetö’nün adamları vardı. Görüştüğüm yayıncı da Fetö’nün has adamıydı. Durumu görünce, yapacakları istihbarattan “sağlam” çıkmayız, bu iş olmaz, dedim içimden. Nitekim olmadı. 2015 Ekim başlarında gitmiştim. Oradan döndükten dokuz ay sonra da 15 Temmuz felaketi yaşandı. Bu menfur olay, düşündüğüm çalışmaya ilişkin kafamdaki taşları tümüyle yerine oturttu. Bu romanı yazmamın başka öncelikli bir sebebi daha vardı. 15 Temmuz 2016 gecesi memleketteydim. O çetin didişmede İstanbul’da halkımla omuz omuza olamamak, hiçbir şey yapamadan bir köyde atıl kalmak acı verdi bana. Daha sonraları bunun derin ezikliğini duydum hep. Düşündüm ki yapabileceklerim vardı, milletime bir borcum vardı ve bu borcu kalemimle ödeyebilirdim. Nihayet 2017 Eylül başlarında romanı yazmaya başladım ama ağır gidiyordu. Kafamdaki kurgu, Sn Cumhurbaşkanı’nın 19.9.2016 günü BM’nin 71’inci Genel Kurulu’nda yaptığı tarihi uyarının zemininde yükselecekti. Şöyle demişti Sn Cumhurbaşkanı: “Bu kürsüden tüm dostlarımıza Fetö’ye karşı gerekli önlemleri almaları çağrısında bulunuyorum. Tecrübe ile sabittir ki Fetö’yle mücadele etmezseniz yarın çok geç olabilir.” Buna göre olay, muhayyel bir ülkede geçecekti. Örgütün istihbarat elemanı gibi çalışan adamlarından birini anlatacaktım ve ona öncelikle bir insan olarak yaklaşacaktım. Derken, o arada Bahçelievler Belediyesi “15 Temmuz Romanı” adlı projesini duyurmuş; -muş diyorum çünkü ben de başkasından duydum.
Kaygılar, Tereddütler
Romana başladığımı bilen dostlarımdan bazıları projeye katılmamı söylediler. İlk elde bunu hiç düşünmedim. Yarışmalar da jüri oluşumunda gözetilen maslahatlar da bana pek esenlikli görünmemiştir. (Bu projede de durum böyledir demek istemiyorum; önceki algılarımdan söz ediyorum.) Ödüller ise -onu ben de alsam- bana, gerçekte suçlu olmayan bir mahkûmun (“kader mahkûmu” diyorlar) kefaletle serbest bırakılmasındaki sevinci hatırlatmıştır. Kaldı ki herhangi bir ödülden hiçbir bakımdan güç ve destek almaya ihtiyacım yoktu. Uzun süre tereddüt ettim. Başka kaygılarım da vardı: Öncelikle, sanat eserleri sivil karakterlidir. Bizde resmi kurumların, bastıkları kitapları; siyasi mülahazalarla resmi bir kalıba büründürdükleri, dolayısıyla eserin sivil varlığını hoyratça örseledikleri; bunlardan çoğunun bürokratların dolaplarının tozlu raflarında veya masalarda çarçur edildiği biliniyor. Bu eserlerin, devletin tepesinden başlayarak alta doğru ilk üçün resimleriyle veya takrizleriyle başladığı gözlemlenen bir durumdu. Gerçek şu ki bu görüntü, andığımız kurumların, bu tür projelere; sanat eserlerine hizmetten ziyade “altların üstlerine sundukları siyasi geleceklerine ilişkin bir yatırım” gözüyle baktıkları izlenimi vermiştir. Kötü örnekler sebebiyle eserin muhatabını bulmaması gibi bir sonuçla karşılaşmamız da ihtimal dahilinde idi. Burada da böyle olacak diye bir şey yoktu elbette ama projeye katılacaksam bu ihtimali hesaba katmam gerekecekti. Kaygılarımı haklı çıkaracak bir durum olursa romanın 1. baskısının başına bir kaza gelmiş sayacaktım. Bu durumda roman 2’nci baskıda özgürlüğüne kavuşmuş olacaktı. Bunu dilemiyorum. Umarım, alışılmışın dışında bir yaklaşım olur; umarım, hayal kırıklığına uğramam; umarım sanat eserlerine daha saygılı bir yaklaşım olur ve bu proje, az da olsa örnekleri bulunan istisna çalışmalarkapsamında yer alır.
Değindiğim kaygılara mukabil olumlu durumlar da vardı: Her yazar eserinin daha fazla okura ulaşmasını ister. Belediyelerin basılı eserlerini daha çok kitleye (özellikle belli başlı kütüphanelere) ulaştırdığı biliniyor. Dostlarımın bu projede yer almamı tavsiyelerinin gerekçesi de buydu fakat benim düşündüğüm daha farklı bir şeydi: Romanı evrensel bir düzleme denk düşecek bir bakış açısıyla -yukarıdan- kurgulamıştım. Bu şu demek: Bu örgüt açık görünen gizli bir örgüttür ve onunla mücadelenin milli sınırlarla kayıtlı tutulması büyük bir yanılgıdır. Bir şeyin görünür olmasına karşın görünmez bir yapıda oluşunu tam olarak karşılayan bir kelime tedavülde yok. (Bunu belki Husserl Fenomenolojisi ile açıklamak mümkündür ki o da zihne duyuların gönderdiği görüntünün kendisini değil görüngüsünü algılamaktır. Felsefenin ve sanatın alanında olduğu için bu yöntemi de herkes kullanamaz.) Fetö; bu yapıdadır ve dünyanın yaklaşık 140 ülkesinde yapılanmıştır. Örgüt, okul yoluyla ulaştığı bu ülkelerde ilkin üst düzey bürokrasiyi ve entelektüel birikimi hedef almıştır. Determinist yaklaşıma göre benzer şartlar benzer sonuçları doğurur. Türkiye’de yaşanan menfur hadisenin, bu ülkelerin herhangi bir yerinde -özellikle coğrafyamızda- tekerrür etme ihtimali her zaman vardır. Roman, bu ihtimalin zemininde kurgulanmıştı. Değindiğim gerekçelerle, bu ülkelerdeki entelektüel birikime ulaşılmalı ve bu yapının yüzü sanatın diliyle teşhir edilmelidir diye düşünüyordum. Bu düşüncemin gerçekleşmesi, romanın bu ülkelere ulaşması ile mümkün olacaktır elbette. Bu olur olmaz, bilemem ama Belediyelerin bu imkânları hep vardır. Kararımda etkili olan en önemli saik de bu oldu.Bu mülahazalarla bu projede kerhen yer aldım. Sonuçta Ebucehil Karpuzu 149 roman arasından sıyrılarak “jüri özel ödülü”ne layık görüldü.
Kitabın Adının İmlası :14 Temmuz günü konuyu haber yapan haber sitelerinde ve istisnasız bütün linklerde romanın adı (Ebu Cehil Karpuzu olarak) yanlış yazıldı. Doğru imla Ebucehil Karpuzu‘dur. TDK’den emsal örnek: Koca Mustafa Paşa (kişi adı) Kocamustafa Paşa (semt adı). Bir not olarak: Ebucehil Karpuzu nedir? Neden Ebucehil Karpuzu? vb sorulara çokça muhatap oldum. Sorunun cevabı romanda. 26 Eylül 2018*
_______________________
* EK: Yukarıdaki metin, roman matbaadan gelmeden önce yazılmıştı. Kitap ile ilgili kaygılarım maalesef karşılanmamıştır. Projenin bir yıl sonraki (31 Mart 2019) mahalli seçimler için yatırım amacıyla düzenlendiğini, ufukta yeniden adaylık görünmez olunca da projenin rafa kaldıracağını öngöremedik. Bu da siyasi manevralara yabancı olan bize iyi bir ders oldu. Editoryal hatalarla çıkan 1. Baskının başına bir kaza gelmiş kabul edeceğiz artık. Bu meyanda kitabın gerçek okuyucusuna bu hâliyle ulaşmasını içim çekmiyor doğrusu. Romanın gönderilmesini talep ettiğim adreslere ilgili kurumca kitap gönderilmesi de mümkün görünmüyor. 1. Baskı yok, bitmiş. 2. Baskı için romanda önemli tashihler yapıldı. Hulasa; Ebucehil Karpuzu’nu okumak isteyenlerin 2’nci baskıyı beklemeleri gerekecek; çünkü kitabın ilk baskısının hakları proje gereği ilgili Belediyeye devredilmiştir.
NOT: Romandan kısa bir alıntı Kitaplardan Seçkiler/Öne Çıkanlar butonundadır.