ZONGO TYB’DE KONUŞULDU

ZONGONUN DEĞİRMENİ’nin Konuşulduğu Programdan Alıntılar

16.11.2019 Cmt günü Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi’nde yapılan programda konuşmacılardan alıntılar:
“Bu kitap (Zongo’nun Degirmeni), hakkında bir sempozyum düzenlemeyi gerektirecek derinlikte görünüyor.” Prof. Şaban Sağlık
“Ölü Sesleri Korosu (Zongo’nun Değirmen’nde yer alan uzun bir hikâye) ‘tefekkür bizi nereye götürmeli’ sorusuna cevap niteliğinde bir hikâyedir.” Cihan Aktaş hikâyeci, yazar
“Recep Seyhan’ın fantastik olandan ziyade masalsı hikâyeler anlattığını düşünüyorum.” Doç. Dr. Mehmet Güneş
“Recep Seyhan’ın  hikâyeye masalsı hava ile  girmesinin sebepleri var; Bu, bir varmış bir yokmuş” tekerlemesiyle bağlantılı: Hikâyede yaşananların anlatılması anlamını ‘bir varmış’ göndermesiyle vermekte. Yazar anlatıcı bir yokmuş ile de; ‘geleneği sürdüren, artık yok olmuş, kaybolmuş bir hayattan geriye kalanların ‘bir yokmuş’ hükmünde  olduğunu göstermek istiyor.” İsmail Pelit, yazar, romancı

“Ölü Sesleri Korosu’nda (Zongo’nun Değirmeni’nde bir hikâye) çok az işlenmiş bir konu, Recep Seyhan tarafından büyük bir ustalıkla anlatılmıştır.” Cihan Aktaş
“Recep Seyhan, hikemî tarzda bir hikâyenin nasıl yazılabileceğini ve onun estetiğin sınırları içerisinde nasıl anlatılabileceğini Zongo’nun Değirmeni kitabı ile gösterdi.” Mehmet Güneş
“Zongo’nun Değirmeni hikâyesi, bir çocuğun hikâyeye (persona olarak) imgelemleriyle girişi ile başlıyor.” İsmail Pelit, Yazar, romancı
“Recep Seyhan, bu ülkede henüz hikâyeleri anlatılmamış insanların hikâyesini anlatan bir hikayeci; Zongon’un Degirmeni de bu çerçevede bir hikâyedir.” Şaban Sağlık
“Recep Seyhan’ın hikayeleri İnsanın kendisini arama süreçlerinin hikâyesidir ve bu hikâyeler psikanalitik okumaya çok müsaittir.” Mehmet Güneş
“Zongo’nun Değirmeni taşrayı anlatıyor ama sıkıntısını değil.Bugün olmayan, birbirine benzemeyen,ayrı dildeki insanların yardımlaşma ve uyum içinde huzurlu bir taşra anlatılıyor.” İsmail Pelit

YAZARLAR BİRLİĞİ İSTANBUL ŞUBESİ HABERİ (alıntı)
Hikâyeci yazar Recep Seyhan’ın Zongo’nun Değirmeni isimli yeni hikâye kitabı, Cihan Aktaş, Şaban Sağlık, Doç.Dr. Mehmet Güneş ve İsmail Pelit’in değerlendirmeleriyle TYB İstanbul’da tanıtıldı.
Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi tarafından düzenlenen Kitabına Göre Konuşalım programında konuk yazar Recep Seyhan’ın Zongo’nun Değirmeni isimli kitabı konuşuldu. Cihan Aktaş, Şaban Sağlık, Doç.Dr. Mehmet Güneş ve İsmail Pelit’in konuşmacı olarak katıldığı programı, Bûtimar Dergisi Yayın Yönetmeni Şeyma Subaşı yönetti.

Abartmayan, Büyütmeyen, Küçültmeyen Hikâye
Recep Seyhan hikâyelerini birçok hususta kendine yakın bulduğunu anlatan Cihan Aktaş, Seyhan hikâyelerinin kendine has duruşunu şu şekilde ifade etti:
“Öncelikle aforizma kullanmıyor. Devamlı aforizmalar derleyerek hikâye yazmaya çalışmak bana doğru gelmiyor. Erkek bir öykücünün kadınları bu kadar kavrayabilmesi ve öykülerinde yansıtması beni son derece etkiledi. Abartmıyor, büyütmüyor, küçültmüyor. Recep Seyhan’ın kahramanlarına baktığınızda aslında yazılamayacak kişilermiş gibi geliyor bize ve bu da gerçekten çok etkileyici.”
Olmayanı Anlatmak Zordur
Kitapta en fazla durakladığı metnin kitaba adını veren “Zongo’nun Değirmeni”  isimli hikâye olduğunu ifade eden İsmail Pelit şunları söyledi:
“Zongo’nun Değirmeni’ şu anda olmayan bir toplumu, kültürü, sosyal yaşamı ve bireyleri ele alıyor. Olmayan bir şey üzerine söz söylemek zordur. Seyhan bunu yapmayı başarıyor. Taşra sıkıntısı diye bir gerçek var. Seyhan’ın tasvir ettiği taşrasında ise bir sıkıntı yok. Çok sınırlı bir sosyalleşmeye rağmen insanlar sıkılmıyorlar. Olmayan, masalsı bir taşra anlatımından bugüne ve gerçekliğe gelebiliyoruz. Bugünden bakınca eski bir müderrisle Zongo’nun dostluğu son derece ilgi çekici.”
Bir Ayağı Öyküde Bir Ayağı Hikâyede
Recep Seyhan’ın hikâye yolculuğunu yorumlayan Şaban Sağlık, hikâye-öykü ayırımı üzerinden tespitlerde bulundu:
“Recep Seyhan, ne anlattığı kadar nasıl anlattığı üzerine de düşünen birisi. Bizim edebiyatımızın bir temsil sorunu vardır hep. Puşkin’in ‘Sanat unutturmaz, sanat hatırlatır.’ sözü üzerinden Seyhan’ın bize hatırlanmayan hikâyeleri hatırlattığını söyleyebiliriz. İmparatorluk kültürünün sosyal hayatın içinde sürdürülüşünü canlandırıyor. İslam medeniyetinde, varlıklarla insana bakış iki yönlüdür. Dünyadaki kimliğimiz ve eserlerimiz vardır. Doğu İslam medeniyeti mezar taşları üzerinden bir medeniyet kimliği oluşturmuştur. Eserleri anlatılırsa bu hikâye olur, kişinin bizzat kendisi anlatılırsa bu öykü olur. Hikâye sosyolojik, öykü psikolojik bir anlatıma dayanır. Bizim ise bir ayağımız hikâyede bir ayağımız öyküdedir. Recep Seyhan’ın hikâyelerinde bu vurguyu kuşatan bir anlatım var.”
Anlatım Özgün, Kurgu Sağlam
Doç. Dr. Mehmet Güneş, Recep Seyhan Hikâyelerinde Mavera dergisindeki hikâyelerin tadını yakaladığını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Recep Seyhan’ın hikâyelerinde karakterler üzerinden çok özgün bir anlatım ve çok sağlam bir kurgu var. Size bir hikâye okuduğunuzu hissettiren ve anlatıya kaçmayan bir üslûp bu. Karakterlerin zenginliği, kendini ilk okuyuşta hissettiriyor. Doğu kaynakları çok iyi okumuş Recep Seyhan ve bu Türk edebiyatı adına çok büyük bir kazanç. Ve Seyhan’ın hikâyeleri aynı zamanda psikanalitik ilişkiler üzerinden de okunmaya son derece müsait.”
http://www.tyb.org.tr/istanbul-subesinde-zongonun-degirmeni-tanitildi-40778h.htm